Edebiyat severler Peyami Safa tarafından yazılan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitap özet ve incelemesine bakmaya ne dersiniz?

Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitap Özet ve İncelemesi

Kitap İsmi: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabın Yazarı: Peyami Safa Kitabın Konusu: Hasta bir gencin hem beden acısıyla hem de içindeki korku, yalnızlık ve aşk duygusuyla mücadelesi anlatılır. Okuduğunuz kitabın şahıs ve varlık kadrosu: Adsız genç anlatıcı, Nüzhet, Nüzhet’in annesi, Doktor Ragıp, hastane doktorları ve hemşireler, koğuştaki hastalar; hastane, ameliyat korkusu ve hastalık. Okuduğunuz kitaptaki olayın geçtiği yer ve zaman hakkında bilgi veriniz: Olaylar İstanbul’da, ev ortamında ve hastanede geçer. Zaman 20. yüzyılın başlarına yakın bir dönem hissi verir; olaylar hastalığın ağırlaştığı birkaç aylık süreçte yoğunlaşır. Kitabı siz yazmış olsaydınız başlığını ne koyardınız: Acıyla Büyümek Kitapta en çok beğendiğiniz bölümü yazınız: Gencin hastanede kendi kendine konuştuğu, korkularını ve umutlarını açıkça anlattığı bölümleri beğendim; çünkü çok gerçek ve sarsıcıdır. Kitapta beğenmediğiniz bölümü yazınız: Bazı yerlerde umutsuzluğun çok yoğun verilmesi beni bunaltmıştı. Kitabı siz yazmış olsaydınız sonunu nasıl bitirirdiniz: Genç, ameliyattan sonra iyileşme sürecine girer ve Nüzhet’ten ayrılsa bile hayata daha umutla tutunduğunu gösteren daha aydınlık bir kapanış yapardım. Okuduğunuz kitabın özetini yazınız: Romanın anlatıcısı, genç yaşta ciddi bir kemik hastalığıyla uğraşan bir erkektir. Bacağındaki ağrı uzun süredir geçmez; yürümek bile zorlaşır. Hastalığın en zor tarafı sadece acı değildir, belirsizliktir: “İyileşecek miyim, yoksa daha kötü mü olacak?” sorusu gencin aklından çıkmaz. Evdeyken bile kendini eksik ve yalnız hisseder. İnsanların ona acıyarak bakması onu sinirlendirir; çünkü güçlü görünmek ister ama bedeni buna izin vermez. Bu iç sıkıntının içinde Nüzhet’e karşı duygular besler. Nüzhet onun için bir sevgi ve umut kapısıdır; fakat genç, hastalığı yüzünden kendini Nüzhet’e layık görmemeye başlar. Gencin hayatı doktor muayeneleri, ilaçlar ve korkular arasında geçerken hastalığın ciddileştiği anlaşılır. Doktorlar ameliyat ihtimalinden söz ettikçe genç daha çok gerilir. Hastane fikri bile onu ürkütür; çünkü hastane, acının ve “kötü haberin” yeri gibidir. Bir yandan Nüzhet’le yakın olmak ister, bir yandan da hastalığını saklamak, zayıflığını göstermemek ister. Nüzhet’in çevresindeki insanların gence bakışı da bu duyguları büyütür; genç kendini sürekli kıyaslar, aşağıda hisseder. Bu sırada Nüzhet’in annesi ve çevresi, gencin geleceği konusunda tereddütlü davranır; bu da gencin içindeki kırgınlığı artırır. Sonunda genç hastaneye yatar ve “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nda kalır. Burada hastalık daha somut bir hâl alır: Koğuşun kokusu, sesleri, gece korkuları, diğer hastaların acıları gencin ruh hâlini etkiler. O artık sadece kendi acısıyla değil, çevresindeki insanların acısıyla da yüzleşir. Ameliyat düşüncesi büyüdükçe korku da büyür; genç bazen cesur olmaya çalışır, bazen de çocuk gibi korkar. Koğuşta geçen günler onun iç dünyasını açar: Kendini sorgular, hayata kızar, bazen Tanrı’ya bile sitem eder. Nüzhet’e dair hayalleri ile gerçekler arasındaki fark iyice görünür olur; çünkü hastalık, aşkın üstüne ağır bir gölge düşürür. Roman, gencin acı sayesinde olgunlaşmasını anlatır. O, hastalığın ona sadece beden ağrısı vermediğini; gururunu, hayallerini ve insanlara bakışını da değiştirdiğini fark eder. Sevginin, acıma duygusuyla karıştığında insanı nasıl yaraladığını görür. Hastanede geçirdiği günler, onu çocukluktan çıkarıp daha sert bir gerçeğe taşır. Sonunda genç, hayatın her zaman adil olmadığını ama insanın yine de dayanmak zorunda olduğunu anlar. Kitap bittiğinde okur, bir hastalığın insanın içini nasıl derinden değiştirdiğini, korkunun nasıl büyüyüp her şeye yayıldığını ve buna rağmen insanın içinde küçük bir yaşama isteğinin kalabildiğini güçlü bir şekilde hisseder.

Peyami Safa tarafından kaleme alınan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu tavsiye ettiğimiz kitaplardandır.