“Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 106 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 106

kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çiplak sirtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele timar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı... tık... tık... tık... tık... tıpkı bir saat gibi... yerimde duramaz,

  • Ben de yapacagim! diye tuttururdum.

O vakit Dadaruh, beni Tosun'un sirtina koyar, elime kaşagiyı verir,

  • Hadi yap! derdi.

Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tikirtiyi çıkaramazdır.

– Kuyruğunu sallıyor mu?

– Sallyor.

  • Hani bakayim?.. Eğilirdim, uzanirdim.Ama atın sağrisından kuyruğu görünmezdi. Her sabah ahıra gelir gelmez,

– Dadaruh, timari ben yapacağım, derdim.

– Yapamazsin.

  • Niện?

  • Daha küçüksün de ondan...

– Yapacağım.

  • Büyük de öyle.

– Ne zaman?

  • Boyun at kadar olduğu barda...

At, ahir işlerinde yalnız timarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşagının düzenli tikrtısı Tosun'un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam timar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt.”. diye sağısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başına kaldım. Hasan'la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir timar etmek hırsı uyandı. Kaşagıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh'un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincidmen haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun'un yanına koşum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.

– Sanirim acitiyor? dedim.

Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşagının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köretmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdır. Öfkemi sanki kaşagidan

  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

Meb Yayınları Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 106 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.