“Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 80 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 80

– Eh benim bahtsiz dostum, sahiden de talihin yokmuş. Şu avladığın balık gözü bir altın bile gelmez. Şunu teraziye koyalım da bir tartalım bakalım, demiş.

Terazinin bir kefesine balık gözünü, öteki kefesine de bir altın koymuş ama, göz altından ağır çekmiş. Padişah hayret etmiş, nasıl olur dercesine duduk bükmiş, terazinin kefesine bir altın daha atmış. Gene göz daha ağır çekmiş. Padişah yine hayret etmiş, kefeye bir altın daha atmış. Fakat göz gene daha ağır çekmiş. Bunun üzerine padişah kendini tutamamış, kefenin içine bir avuç daha altın koymuş ama, ne gezer, gözün bulunduğu kefesi oynamamış bile.

Bu olay, iyiden iyiye padişahı hayrete düşürmüş. Bunun üzerine, ülkesinde bulunan bütün bilginleri saraya çağırtmış.

– Size, başına gelen çok ilgi çekici bir olayı anlatacağım, demiş. Otuz bir gün içinde bu düşümü çözerseniz, sizi hediyelere boşarım; yok eğer çözemezseniz, kafanızı uçururum ha, demiş, sonra da ihtiyar balıkçı ile ilgili başından geçen olayı anlatmış. Bilginler olayı hemen çözememiş, cevap verememişler. Padişahtan izin alıp geldikleri yerlere dönmüşler.

Aradan yirmi beş gün bir mesafe alınmadan geçip gitmiş, bilginleri bir telaştır sarmaya başlamış. Tekrar tekrar düşünüp bu garip olaya cevap aramışlar ama, boşuna. Sonunda çok tanınmış bir dervişe koşmuşlar.

– Ne olur bizi kurtar, kellemiz uçacak yoksa, diyerek olayı dervişe anlatmışlar.

Içlerinden biri:

  • Nasıl olur da bir balık gözü bir yığın altından daha ağır çeker, demiş.

Derviş derin derin düşüncelere dalmış, sonra da:

– Korkmayniz,, sizi ölümden kurtarabilirim, demiş.

Otuzuncu gün, derviş de öteki bilginler gibi giyinip kuşanmış; birlikte padişahın sarayına gitmişler. Padişah:

– Nasıl bir cevap getirdiniz? diye sormuş.

Derviş tek bir söz söylemeden avucunun içinde sıkıca tuttuğu toprağı gözün üzerine serpmiş. İçinde gözün bulunduğu kefe hafifleyerek yukarıya kalkmış, altınların bulunduğu kefe ise ağır çekerek aşağıya inmiş. O zaman derviş:

– Padişahım, göz, tamah ve aç gözlülüğün pınardır, demiş ve şöyle devam etmiş: Toprakla örtmeden önce bir yığın altından ağırdır, şimdi, toprakla örtülünce, daha ağır çekmesi gerekirken, çok daha yeğni oldu. Kişioğlu da böyledir. Bütün hayatı boyunca hep bir şeyler biriktirir, biriktirir, hiç bir zaman gözü doymaz. Fakat çldüğü zaman yanına bir şey kalmaz. Tamah ve aç göllülükle topladığı her şeyi ardında bırakarak gider. Padişahım, derler ya: “Kişinin gözünü toprak doyurur”. Doğru bir sözdür bu...

Padişah bu cevaptan memnun kalmış, onların hepsine bol bol armağan dağıtmış.

  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

Meb Yayınları Ortak Türk Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 80 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.