Edebiyat severler Abbas Sayar tarafından yazılan Yılkı Atı kitap özeti ve incelemesine bakmaya ne dersiniz?

Abbas Sayar Yılkı Atı Kitap Özeti ve İncelemesi

Kitap İsmi: Yılkı Atı Kitabın Yazarı: Abbas Sayar Kitabın Konusu: Kışın yük olduğu için sürüden bırakılan bir atın (yılkıya salınan atın) doğada hayatta kalma mücadelesini; insanın acımasızlığıyla doğanın sertliğini anlatır. Okuduğunuz kitabın şahıs ve varlık kadrosu: Doru/kısrak (yılkı atı), atın sahibi ve köylüler, diğer yılkı atları, kurtlar ve yaban hayvanları; bozkır, kar, ayaz, dağlar ve köy. Okuduğunuz kitaptaki olayın geçtiği Yer ve zaman hakkında bilgi veriniz: Olaylar Orta Anadolu bozkırında geçer. Zaman kış mevsimidir; olaylar karın, soğuğun ve açlığın en sert olduğu günlerde yoğunlaşır. Kitabı siz yazmış olsaydınız başlığını ne koyardınız: Bozkırda Yalnız At Kitapta en çok beğendiğiniz bölümü yazınız: Atın karın içinde yiyecek aradığı ve doğanın şartlarına inat direndiği sahneleri beğendim; çünkü çok etkileyici ve gerçekçi. Kitapta beğenmediğiniz bölümü yazınız: İnsanların “işe yaramıyor” diye atı kolayca gözden çıkardığı kısımlar; çünkü çok acımasız hissettiriyor. Kitabı siz yazmış olsaydınız sonunu nasıl bitirirdiniz: At hayatta kalır ve baharla birlikte köye geri dönüp insanın vicdanını sarsan bir sahneyle biterdi. Okuduğunuz Kitabın özetini yazınız: Roman, kışın sertleştiği Orta Anadolu bozkırında başlar. Köyde geçim zordur; yem azdır, para yoktur, hayvan beslemek ağır bir yüktür. Bu yüzden köylüler, kışın bazı atları “yılkıya” salar. Yılkıya salmak, atı doğaya bırakmak demektir: “Kendi başının çaresine baksın, baharda sağ kalırsa döner” düşüncesi vardır. Hikâyenin merkezindeki at da böyle bırakılır. Oysa bu at, yıllarca çalışmış, yük taşımış, sahibine hizmet etmiş bir hayvandır. Şimdi ise bir anda “fazlalık” sayılır. Bu durum romanın ilk acısıdır; çünkü okur daha baştan insanın çıkarı için sevgiyi nasıl kolayca unuttuğunu görür. At ilk günlerde köye dönmek ister. Alıştığı sesleri, kokuları arar; insanlara yaklaşır, ama kapılar kapanır. Zamanla anlar ki artık tek başınadır. Bozkırın kışı da merhametsizdir: Kar diz boyu, ayaz keskin, rüzgâr bıçak gibi eser. At yiyecek bulmak için karı eşeler; kuru ot bulursa şanslıdır. Açlık büyüdükçe gücü azalır. Yine de içgüdüsü onu ayakta tutar. Bir yandan soğuktan korunmaya çalışır, bir yandan da tehlikelerden kaçınır. Çünkü bozkırda sadece açlık yoktur; kurtlar ve yaban hayvanları da vardır. At, her gece bir ses duysa irkilir; çünkü bir anlık dalgınlık ölüm getirebilir. Zaman ilerledikçe at, diğer yılkı atlarıyla karşılaşır. Sürü olmak, biraz güç verir; çünkü birlikte hareket etmek tehlikeyi azaltır. Ama sürü içinde bile rekabet vardır: Yem az olunca en güçlü olan öne geçer, zayıf olan geride kalır. Atın yaşadığı mücadele sadece doğaya karşı değil, hayatta kalma yasasına karşıdır. Bazen bir su başına ulaşmak için kilometrelerce gider, bazen bir tepeyi aşmaya çalışırken yorgunluktan sendeleyip düşer. Her düştüğünde kalkması gerekir; çünkü kalkamazsa donup kalacaktır. Bu sahneler, romanın en sarsıcı tarafıdır: Okur, bir hayvanın yaşama tutunmasını adım adım hisseder. Roman aynı zamanda insanı da eleştirir. Köylünün yoksulluğu anlaşılırdır; ama yoksulluk bazen vicdanı da köreltir. İnsanlar “biz de açız” diyerek atı gözden çıkarır. At ise bunu anlayamaz; o sadece kendini bırakılmış hisseder. Abbas Sayar, bu bırakılmışlık duygusunu bozkırın soğuğuyla birleştirir. Böylece “yılkı atı” sadece bir hayvanın hikâyesi olmaktan çıkar; güçsüzün kaderini anlatan bir simgeye dönüşür. Roman bittiğinde okur, doğanın sertliğini kadar insanın sertliğini de düşünür: Bir canlının emeği bitince gözden çıkarılması, asıl acının kaynağı gibi kalır.

Abbas Sayar tarafından kaleme alınan Yılkı Atı tavsiye ettiğimiz kitaplardandır.